Tarih
Ates Kultu: ( 12 bin yillik Turk tarihi ).
Tarih. 10.12.04.
Sevgili Canlar,
Orta Asya kisisi / insani ( henüz Türk ismi yok ) tarihi, Karbon 14`le tespit
edildigine göre, seksen binlerde, insanüstü bir kudretin varligina inanmistir.
Ĝn- Türk kisisi ise bu tek Tanri inancini kabullenmis. Ib- is Boliq`larda
zamanin universitelerinde kurullastirmistir, sistemlestirmistir, ögretmistir,
tek Tanri`nin varligini, bu inanci ifade eden düsüncelerini, her biri ayri bir
kavrami iceren damgalarla tasa vurmustur. Tarihi, eski Sovyet Bilim Akademisi
tarafindan Karbon 14`le saptanmis olan ilk damga, ON damgasidir ve 12 bin yilina
aittir.
Ural`larda Baskurdistan`da Sölgen tas magarasinda K. Mirsan tarafindan
bulunmustur. Kozmos Tanri beldesi demektir.
Tek Tanri inancindaki Ĝntürkler, Tanri`dan Od`la ( Tanrisal Od`la ) Oz`lasir (
sekil degistirerek ) ates, alev ve enerji halinde ( Islamda Nur ) yeryüzüne iner
ve yeryüzü kisisi olurlar ( Insan olurlar ).
Tanri`dan tümü, kadin / erkek esdegerde, hicbir cins ve irk ayrimi olmadan
geldiklerinden toplanip ( forum ) kendi aralarindan birini Bug ( Bey ) secerler.
Bug, halkina kul / köle gibi hizmet etmekle yükümlüdür. Bug öldügünde, halk
yeniden forum yapar ve halkina iyi hizmet edip etmedigine yargilayarak karar
verirler. (Islam`da musalla tasi: Ve bu kisiyi nasil bilirsiniz ? sorusu ) hüküm
olumlu ise Bug`un vücudu ates evinde atese verilir yani yakilir. Ates icin,
Otung ( yani odun ) halki tarafindan toplanir ve halki tarafindan yakilir.
Bug`un cani , vücudu terk eder, Tanri`ya ucar. Ĝn-türkler ölu`ye öldü demezler,
uctu derler.
Atese verme töreni
Vücudun yakildigi yerde kül kabinin bulundugu mahallin etrafinda Ez- Edi (yedi)
Yedi kere dönme.
Atese verme ziyafeti ( Islamda ölü yemegi )
Bug`un hakkinda siir ve müzik, tümü birden mesrep degil, her hareket ve ani
kurallastirilmis dinsel bir törendir`ki, buna Ates Kultu denir.
Bu kültte, folklör oyunu, eglence sanilan oyunun asli, Oyung`dur. Yani inanca,
Tanri`ya inanci, Bati dillerinde Koreografi ile göstermektedirler. Tanridan döne
döne gelis, yasam, Tanri`ya uc`ma
Kol, el vücut hareketlerinin her biri birer damgayi görsellestirirler. Müzigin
adi ezgidir. Ez, kutsal demektir. Ezgiye, mezarin etrafinda Ez- Edi, yani kutsal
edilerek dönülür ve Ez- Edi, bu sekilde kutsama anlamini kazanir.
Ezgi, saz üzerinde calinir. Saz da kutsaldir. Yere konmaz, duvara asilir.
Saz sairine Oz / An denir, siir ( övgü ) ve müzigiyle Can`i
( ruhu ) Tanri`ya ucurur / gönderir.
Iste Orta Asya / Anadolu ozanlari ve Evliyalari Islamiyetten binlerce ve
binlerce yil önce ön-atalarimizdaki tek Tanri inancini, öteki dinlerin (
Islamiyet, Hiristiyanlik, Musevilik ) cesitli etki ve baskilarina ragmen
günümüze kadar tasimayi / getirmeyi basarmislardir.
Oniki binlerden bu güne Ĝz Türk dilini, siirini, Osmanlica denen sadece tümcesi
kalmis, gerisi fesli, entarili yoz bir dile karsi dimdik savunarak zaman ve
mekanda eritmeden bu günlere getirmislerdir.
Fikralar yine binlerce yillik ata tecrübesinden süzülerek gelen, genelde deyim,
deyis düzeyinde yalin halk felsefesini, cok ince elestirileri ifade ederek, asla
yobaz olmamislar, her konuyu tartismislardir.
Kisacasi, Türk kültür ve tarihinin bu her biri cok degerli Ozan ve
Evliyalarimiza büyük bir minnet borcu olduguna inaniyorum ve biz bu borcun, bu
binlerce yillik kültürümüzün Türk tarihini bilmeyenlerin yada bilmek
istemeyenlerin ellerinde horlanmasina, yok edilmesine asla razi olamayiz. Bu
nedenle, binlerce yildir devam ederek günümüze kadar gelen bu inanc dolu öz
kültürümüzü, bizlerde bizden sonraki kusaklara aktarilmasina caba sarfedip, yine
fikralarimizla, deyim, deyis ve sözlerimizle bu anlamli kültürümüzün ebediyete
kadar var olmasina var gücümüzle calismaliyiz.
Nitekim Avrupalilar kendi kültürleri icin bunun en iyisini en üst düzeyde hem
koruyup hemde gelistirmeye calismaktadirlar. Ben bunlarin her gün icinde bulunan
en yakin görsel sahidiyim.
Biraz uzun oldu ama kusura bakmayin öz kültürel tarihimizi herkesin bilmesinde
ve ögrenmesinde cok büyük fayda var diye düsünüyorum. Hep sen ve esenlikle kalin
yazi:Veli ince
Kaynak : H. Tarcan / Fransa